Ağrı, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan bir ildir. İsmini, sınırlarının bir bölümünde yer alan Ağrı Dağı’ndan almaktadır. 1834 yılında bir bucak olan Ağrı, 1869 yılında ilçeye, 1927 yılında ise ile dönüştürülmüştür. Ağrı özellikle Ağrı dağının varlığı ile tüm Dünyada bilinen bir şehrimiz olarak dikkat çekiyor. Ağrı hakkında kullanıcılar bir çok soru soruyor. İşte o sorulardan olan Ağrı'nın en huzurlu ve güvenli ilçesi hangisi? Sorusunun cevabı haberimiz içerisinde yer alıyor.

Ağrı'nın en huzurlu ve güvenli ilçesi hangisi?

Ağrı Merkez İlçe

Ağrı, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan bir şehir ve il merkezidir. Tarih boyunca birçok isim değişikliğine uğramıştır. Osmanlı döneminde Karakilise olarak bilinen şehir, daha sonra Ararat, Karaköse ve en son Ağrı Dağı’na atfen Ağrı adını almıştır. Şehrin yüksekliği 1.632 m’dir.

Ağrı, Ağrı Ovası’nın kuzey kısmında kurulmuştur. Sert bir iklimi vardır ve ormanlık alanı çok azdır. Nüfusun çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır. 15 Nisan, şehrin “İşgalden Kurtuluş Günü” olarak kutlandığı tarihtir.

Bitlisli Ermeni tüccarlar, 1860 yılında Pakrevand (Üçkilise) piskoposu Hovhannes’in liderliğinde, Karakilisa (Kara Kilise) ismini verdikleri bir yerde şehir kurmaya başladılar. 10-15 dükkândan oluşan bir mülk ile şehirleşme süreci başlatıldı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bu kentin ismi Karaköse olarak değiştirildi. 1946 yılında ise Ağrı ismini aldı.

Merkez ilçenin 2020 yılında şehir merkezi ve köylerde toplam 150.263 kişi yaşadığı ADNKS verilerine göre belirlenmiştir. Şehrin nüfusunun yıllar içinde nasıl değiştiği aşağıdaki tabloda görülebilir. Ağrı’ya ulaşmak isteyenler için Türk Hava Yolları İstanbul’dan günde iki kez (İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanlarından), Anadolu Jet ise Ankara’dan günde bir kez uçuş yapmaktadır. Bu metni farklı bir şekilde yazmaya çalıştım.

Diyadin İlçesi

Diyadin, tarihi Daudyana olan eski bir yerleşim yeridir. Çevresinde pek çok antik kent ve tarihî izler bulunmaktadır. Diyadin kalesi, Meya köyü ve Tokluca kalesi bunlardan bazılarıdır. Bölge, Arsaklılar, Selçuklular, İlhanlılar, Karakoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar gibi çeşitli devletlerin hakimiyetinde kalmıştır. 1514’te Çaldıran Savaşı’nda ve 1578’de Osmanlı-İran Savaşı’nda Osmanlıların eline geçmiştir.

Aynı yıl Van Beylerbeyliği’ne bağlı Beyazıt Sancağı’nın bir kazası olmuştur. 1744’te Erzurum Beylerbeyliği’ne bağlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık üç yıl Rus işgaline maruz kalan Diyadin, 14 Nisan 1918’de yeniden Türk yönetimine girmiştir.

Diyadin ilçesinin güneyindeki kaplıcalar, Yılanlı, Davud, Köprü, Tunca ve Özdenler olmak üzere beş kısımdan oluşur. Bu kaplıcaların yakınında ilk tesisleri Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan’ın oğlu Ziyaeddin Bey yaptırmıştır. Binlerce yıldır kullanılan bu kaplıcaların suları, Davut ve Köprü çermikleri hariç, birbirinden farklı özelliklere sahiptir.

Köprü çermiği adını, suyunun bıraktığı tortularla Murat Nehri üzerinde doğal bir köprü oluşturmasından almıştır. Kaplıcaların suları demir, kükürt, sülfat, kalsiyum ve bikarbonat açısından zengindir. Suyun ısısı 60-70 derece arasındadır. Bölgede Meya Mağaraları da bulunmaktadır.

Doğubayazıt İlçesi

Bayazıt ya da yeni adıyla Doğubayazıt, Ağrı’nın tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü bir ilçesidir. Ağrı ilinin doğusunda, İran sınırına yakın bir konumda bulunur. E80 karayolu ilçeden geçer. İlçenin arazisi dağlık ve yüksektir. İlçe merkezi ise Bayazıt ovasının güneydoğu kenarında yer alır. Ağrı’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Bayazıt, adını burada yaşamış olan Bayazıt Hanedanı’ndan alır.

Ağrı ilinin tarihi, aslında bir zamanlar il merkezi olan Doğubayazıt ilçesinin tarihiyle özdeştir. Doğubayazıt, Türkiye–İran transit yolunun sınır noktasında yer alması sebebiyle tarihsel olarak önemli bir konuma sahiptir. İlçe, çok eski dönemlere dayanan bir kültürel mirasa sahiptir. Eski Bayazıt’taki ve kaledeki Urartu mezarları, şehrin çok eskiden beri yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.

Doğubayazıt’ın ilk kurulduğu yer, Yukarı Bayazıt’ta bulunan eski kaledir. Kale, Trabzon yolu üzerinde bir gümrük merkezi olarak sürekli gelişme göstermiştir. Bayazıt kalesi, farklı dönemlerin izlerini taşımaktadır. Urartular, Van’dan Alagöz dağlarına ve Gökçe Göl’e kadar yayıldıkları için Bayazıt, uzun süre onların hakimiyetinde kalmıştır. 625 yılında Aras nehrine ulaşan Hazar Türkleri, şehri ele geçirmiştir.

Bölge, MÖ 250 yılında Persler ile Romalılar arasında birkaç kez el değiştirdi. Küçük Arsaklılar döneminde (MÖ 150 – M.S. 430) Bayazıt Ovası Gokovit sancağı olarak biliniyordu. Digor ve Iğdır kalesindeki iki başkent de bu sancak içindeydi. Daha sonra bölge, sırasıyla Romalılar, İranlılar, Araplar, Bagratlar ve Bizanslılar tarafından yönetildi.

Alparslan, batı seferine çıktığında (1064) Kars ve Ağrı ile birlikte Doğubayazıt’ı Bizanslılar’dan aldı ve Selçuklular’a bağlı Anışedatları beyliğine (1064 –1200) verdi. 1207 – 1255 yılları arasında bölge, Sökmenlerin hakimiyetine girdi. 1231 yılında Doğu Anadolu gibi Moğol saldırısına maruz kaldı. Bölge 1239 yılında Cengizlerin eline geçti. 1358 yılında İlhanlılar’ın ardılı olan Celayirliler’in yönetimine girdi.

Eleşkirt İlçesi

Eleşkirt adı eski Ermenice kaynaklarda Alaşkert şeklinde geçmektedir. Ancak Ermeni kaynakları bu ismi genelde o zamanın ilçe merkezi olan Toprakkale köyüne verirler. Çünkü burası Urartu kalesinin ve etrafı duvarlarla çevrili olan yerleşim yerinin bulunduğu tarihi bir yerdir. Osmanlıca kaynaklarda, mesela Şemseddin Sami’nin Kamus-ül’ Alam’ında ilçe merkezi için Aleşkerd ismi kullanılır.

Diğer yandan bölgede Ahıska türkleri, Azeri terekemeler yaşamaktadır. Kürtler, ilçe merkezini ve Zêtka ovasını kapsayan ilçenin tamamını Elajgir olarak adlandırırlar. 

Eleşkirt ilçesi merkez dışında 3 belde, 61 köy ve 8 mahalle ile birlikte toplam 72 yerleşim birimine sahiptir. İlçe merkezi eskiden şimdiki Toprakkale köyü yakınlarında bulunuyormuş. Ancak E80 Avrupa E-yolu Eleşkirt’ten geçince ilçe merkezi buraya taşınmıştır.

Akaryakıta Müjde! Benzin ve Motorine Çifte İndirim! Akaryakıta Müjde! Benzin ve Motorine Çifte İndirim!

Eleşkirt ilçesine bağlı olan bazı köyler zamanla Ağrı Merkez ilçeye bağlanmıştır. Bunlar arasında Amet, Keşiş, Soğan köyleri (1946), Dedemaksut, Güvendik, Kayabey köyleri (1985), Badıllı, Yorgunsöğüt, Çobanbeyi köyleri (1988), Çatalipaşa, Sarıca, Söğütlü köyleri (1989) vardır.

Tahir, Yayladüzü, Yücekapı köyleri 2000 yılından sonra belde statüsü kazanmıştır. 2012 yılında ise Aşağıcihanbey, Değirmengeçidi, Gökçayır köyleri Yayladüzü beldesine, Aydıntepe köyü Tahir beldesine, Oklavalı Köyü Yücekepı beldesine bağlı mahalleler olmuştur.

Eleşkirt, Kürt, Türk ve Ermeni halklarının binlerce yıldır bir arada yaşadığı, Osmanlı zamanında ortak yaşam kültürünün geliştiği bir ilçedir. Eleşkirt’in zengin yemek kültürü bu farklı kültürlerin birleşiminden kaynaklanmaktadır. Et, yöresel baharatlar (pung, cetûrî vs.), sakatat çeşitleri, tereyağı ve bulgur yemeklerin ana malzemeleridir.

Gırar adı verilen ayran çorbası Eleşkirt’te özel bir tarifle yapılır ve yerel baharatlarla lezzetlendirilir. Eleşkirt mutfağı yeşilliklerin bol kullanıldığı ve kurutulduğu bir mutfaktır, bu yüzden yemekleri çok yağlı değildir. Eleşkirt’in örgü peyniri olan çiçal da ünlüdür. Keşkek, gırar, cılbır Eleşkirt’in en meşhur yemekleridir.

Hamur İlçesi

Hamur, Ağrı ilinin en küçük ve en yeni ilçesidir. Tarihi M.Ö. 14. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Bu ilçe, Huri, Pars, Bizans, Arap ve tekrar Bizans medeniyetlerinin izlerini taşımaktadır. Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklerin eline geçen Hamur, daha sonra Harzemşahlar, İlhanlılar, Karaçobanlılar, Altınordulular, Celayirliler ve Karakoyunlular gibi devletlerin yönetimine girmiştir.

Hamur, o zamanlar üst Murat bölgesinin en güçlü kalesi olarak bilinirdi. Timur’un Anadolu’yu fethetmesiyle Moğol hakimiyetine giren Hamur, 1421 yılında Eleşkirt Savaşı’yla Timur’dan kurtarılarak Karakoyunluların egemenliğine geçmiştir.

Bölge 1467’de Akkoyunluların, 1502’de ise Safevilerin kontrolüne girmiştir. Şah İsmail, bölgedeki suni aşiretlerini göç ettirerek yerine şii inancını benimsemiş Pozuklu Oymağı’nı yerleştirmiştir. Osmanlı-Şafavi Savaşları başladığında Van Beylerbeyi Köse Hüsrev Paşa komutasındaki eyalet askerleri Pozuklu boyunu ve onları koruyan İran kuvvetlerini yenerek 1578 yılında Hamur’u Osmanlı topraklarına katmıştır.

İlçe, Murat Vadisi ve Aladağlar silsilesinin güney eteklerinde yer alan Ağrı’nın 12 km güneyinde kurulmuştur. Topraklarının % 65’i dağlık, % 35’i ise düz alanlardan oluşmaktadır. İlçenin rakımı 1675 m, yüzölçümü ise 898 km2’dir. İlçe nüfusu 3865 kişidir.

İlçede kara iklimi hakimdir. Kışlar çok soğuk ve uzun, yazlar ise kısa ve sıcaktır. Bitki örtüsü çoğunlukla bozkırdır. Yaz mevsiminde otlaklar yeşerir ve hayvancılık faaliyetleri artar. İnsanlar baharda yaylalara göç ederler. Aladağlar, ilin en önemli yaylalarından biridir ve ilçe sınırları içindedir. İlçe halkının geçimi geleneksel olarak tarım ve hayvancılığa bağlıdır.

Patnos İlçesi

Patnos, Ağrı’nın en kalabalık ilçesidir. Ağrı iline 82 km mesafededir. Ağrı-Van, Ağrı-Muş, Ağrı-Bitlis yollarının birleştiği noktada yer alır. Bu da ilçenin gelişimine katkı sağlar. İlçenin eski adı Aladri’dir ve Urartular zamanından kalmadır. İlçe merkezinin içinden Badişan deresi akar. Bu dere Murat nehrinin bir koludur. İlçe Patnos ovasının doğu ucunda kurulmuştur. Ovanın boyu ve eni 20 km kadardır. İlçenin etrafında üç dağ vardır.

Bunlardan biri güneydeki Süphan Dağı’dır. Bu dağ sönmüş bir volkandır ve yüksekliği 4058 metredir. Diğer iki dağ ise doğuda Aladağlar ve batıda Top dağlarıdır. Anzavur tepe ilçede bulunan önemli bir tarihi yerdir (Urartu) ama askeri bölge olduğu için ziyarete açık değildir. İlçeden Van, Ağrı, Bitlis ve Muş illerine ortalama 1 saat 20 dakikada ulaşılabilir.

Patnos, tarihi çok eskilere, hatta M.Ö. dönemlere dayanan bir yerdir. Osmanlı döneminde “Batnus” olarak anılan; ilçe oluncaya kadar pek ön plana çıkmamıştır. 1936 yılında Malazgirt’ten Sultanmut (Doğansu), Ahlat’tan Aktepe (Sarısu) ve Erciş’ten Dedeli Bucakları bir araya getirilerek ilçe yapılmıştır. Bugün 93 köyü bulunan ve yaklaşık 1421km2lik bir yüzölçümüne sahip olan Patnos, nüfus olarak da hızla büyüyen bir şehirdir.

Taşlıçay İlçesi

Taşlıçay, 1954 yılında ilçe statüsü kazanmış ve aynı yıl belediye kurulmuştur. İlçenin beldesi yoktur, ancak 37 köyü ve 21 mezrası vardır. Taşlıçay, Ağrı’nın 32 km doğusunda, Türkiye – İran transit yolunun üzerinde yer almaktadır. Murat Nehri’nin kuzeyinde bulunan ilçe, doğuda Diyadin ve Doğubayazıt, kuzeyde Tuzluca (Iğdır), batıda Ağrı merkez ve Hamur, güneyde Erciş (Van) ilçeleriyle sınırlanmıştır.

İlçenin nüfusu 2000 yılı sayımına göre merkezde 5 180, toplamda ise 21 839 kişidir. İlçenin yüzölçümü 798 km 2 olup, nüfus yoğunluğu km2 başına 27 kişidir. E–80 karayolu ilçe merkezinden geçmektedir. Aşağı Dumanlı ve Çökelge Köyleri dışındaki tüm köy yolları stabilize olan ilçede, elektrik ve telefon şebekesi her yerde bulunmaktadır. 24 köyde su şebekesi olan ilçede, tüm köylerin içme suyu sorunu çözülmüştür.

Taşlıçay ilçesi, Aladağ ve Sinek Yaylaları arasında dar bir alanda kurulmuştur. Bu nedenle tarıma uygun arazisi kısıtlıdır. Şeker pancarı ve tahıl yetiştirilir, küçük ve büyük baş hayvan beslenir. Yerli sığır ve Morkaraman koyunu yaygındır.

İlçede karasal iklim hakimdir. Yazları sıcak, kışları soğuk ve karlı geçer. Yüksek yerlerde kar 1 metreye ulaşır. Aladağ’ın 2700 metreden yüksek kısımları sürekli kar ve buzla kaplıdır. Yağışlar genellikle bahar ve sonbaharda olur. Kışın yağan kar, nisan ayına kadar erimez. Doğal bitki örtüsü, ağustosa kadar yeşil kalan çayırlardan oluşur. Orman bulunmaz, sadece Murat nehrinin kenarında çalılar vardır.

Tutak İlçesi

Tutak, tarihte farklı devletlerin, din ve mezheplerin etkisini görmüş bir ilçedir. Atabindi (Nadirşeyh), Bulutpınar (Cemalverdi), Dayıpınar (Noktulu), Erdal (Hive), isaabt, Ocakbaşı (Mirze) ve Soğukpınar (Muşyan) köylerinde bulunan mezar taşları, kale kalıntıları, kilise yıkıntıları ve diğer tarihi yapılar, buranın çeşitli dönemlerde, farklı milletlerle ve değişik inançlarla iç içe yaşadığını göstermektedir.

Tutak’ın çok eski bir yerleşim yeri olduğu bu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Ancak buranın tarihine dair yeterli araştırma yapılmamıştır. Urartuların mezarları Tutak’ta sıkça görülmektedir. Urartuların ardından Medler ve Persler bölgeye hakim oldular. Saka ve Arsaklı Türkleri M.ö. 680 yılında Ağrı’ya geldikleri için Murat boylarına yayıldılar. Romalılar ve Sasaniler’in sonrasında Müslüman Araplar buralara saldırdılar. 

Tutak, 750 yılından sonra Abbasilerin hakimiyetine girdi. Ancak Abbasiler, Tutak’ı tam olarak kontrol edemediler. Tutak, Türk akınlarına açık bir konumdaydı. 1054’ten sonra Selçuklu Türkleri burayı ele geçirdiler. 1071’deki Malazgirt Zaferi’nden sonra Tutak, Büyük Selçuklu Devleti’nin bir parçası oldu. X. ve XII. yüzyıllarda birçok Türk boyu ve aşireti Tutak’a yerleşti.

1243’te Kösedağ Savaşı’nda Moğollar’a yenilen Selçuklular, Tutak’ı Moğollara bıraktılar. Moğolların Anadolu’dan çıkışından sonra Tutak, Celayirliler, Timur, Karakoyunlular ve Akkoyunlular gibi Türkmen devletlerinin yönetimine girdi. 1502-1514 yılları arasında Safeviler Tutak’ı işgal ettiler. Ancak 1578’de Osmanlılar Safevileri yenerek Tutak’ı geri aldılar. 1868’de Tutak, Beyazid Sancağı’na bağlı bir ilçe oldu. 

1927 yılında il ünvanı kazanan Ağrı'nın merkez ilçeside dahil olmak üzere toplam 8 ilçesi bulunuyor. Ağrı'lı vatandaşlar Ağrı hakkında özellikle de Ağrı'nın en huzurlu ve güvenli ilçesi hangisi? Sorusunu sık sık soruyor. Yapılan anket çalışmaları ve alınan görüşler sonucunda Ağrı'nın en huzurlu ve güvenli ilçesi olarak karşımıza Patnos ilçesi çıkıyor.

Kaynak: Haber Merkezi